18 Ocak 2026 Pazar

 Bir şeyler yazmak istiyorum. Böyle bir dünyada çocuğum olmadığı için utanç verici mutluluk ve huzur var içimde. Yalnızlığın endişesizliği beni tüy gibi hafif hissettiriyor. Doğurup büyüttüğüm çocuğum vefalı olacak mı diye düşünmemek çok güzel. Bunun yerine kime nasıl fayda sağlayabilirim diye düşünüyorum. Daha az kadın değilim. Herkes kadar kadındım hep. Hala da öyle. Sadece telaşsız. Çarşaf gibi bir deniz çoğu zaman zihnim. Anlık motorların teknelerin dalgası çıldırtsa da sularımı, genel olarak sakin bir koy suyuyum. 

Sezen Aksu’yu düşündüm dün. Dedim bu kadın bu şarkıları kaç yaşında yazdı acaba? Yıldız Tilbe falan kaç yaşında bu kadar dalgalı bir denizdi. 18-35 yaş arası olmalı. Nerden biliyorsun diye sormayın. Hep ‘ya siyah ya beyaz ‘ dediğimiz yaşlar, hep bu huzuru arayıp huzursuz olduğumuz yaşlar. Sandığımız yaşlar. Olacak sandığımız ve inandığımız yaşlar. En büyük hayal kırıklığı yaşanmış yaşlar. Kendime ve arkadaşlarıma bakıyorum, hala arayanlar var. Bulduklarını bilmeden aramaya devam ediyorlar. Ben yine aralarında en şanslı olanım. Büyük resmi yine onlardan önce gördüm. Her zaman bağımlılık yapabilecek şeylere mesafe koydum . İnsanlar da buna dahil. Kendim bile nasıl hızla kesip attığımı anlayamadım. Buna sevgiye muhtaçlık da dahil. Sevgi bağımlılığı, enteresan şekilde dolduramadığınız bir kavanoz gibi. Hem zerresine muhtaçsınız hem kana kana içip doymazsınız öyle bi şey. Uyuşturucu tanımı da böyledir muhtemelen. İçimde bir otoriter ebeveyn, ellerime vurarak bıraktırıyordu her şımarışım ve bağlanışımda.